Kapitalizm ve Evcil Hayvan Sahiplendirme
- Elanur Adeka

- 24 Oca
- 2 dakikada okunur
Bir hayvanla yaşamak denince aklınıza ne geliyor? Koşulsuz sevgi ve şefkate dayalı bir ilişki mi? Oysa içinde bulunduğumuz kapitalist sistemin içerisinde bu ilişki fark etmeden de olsa ekonomik çarkların bir parçasına dönüşüyor. Bugün bir hayvanı sahiplenmek yalnızca sevgi göstermek değil, aynı zamanda bir dizi tüketim zincirine otomatik olarak dahil olmak demektir. Mama markaları, veteriner hizmetleri, aksesuarlar, tüy dökümünü azaltan ürünler, “premium” yaş mamalar, hayvana göre ev dekorasyonları ve daha niceleri… Artık yalnızca bunlarla da sınırlı değil: köpeklere özel doğum günü pastaları, kedi spa merkezleri, “pati terapileri”, kişiye özel tasarlanan tasma ve mama kapları, evcil hayvan influencer kıyafetleri, hatta köpekler için aromaterapi mumları bile var.

Bugün kediler ve köpekler steril evlerde, “bilimsel formüllerle geliştirilmiş” kuru mamalarla yaşıyor. İçeriğinde ne olduğunu çoğu zaman bilmediğimiz, fabrikalarda üretilmiş bu kahverengi taneler, doğallığın ve dengenin yerini almış durumda. Üstelik bu mamalar ne söylendiği kadar “doğal” ne de gerçekten sağlıklı. Çoğu zaman hayvanların yaşam süresini kısaltıyor ve hastalıklara zemin hazırlıyor. Çünkü bu sistemde asla “doğru mama” üretilmiyor yalnızca daha çok satabilecek yeni versiyonlar üretiliyor. Artık bir canlıyı doyurmuş olmak değil, “en doğru markayı seçmek” asıl sorumluluk gibi görülüyor. “İyi bakım” artık emekle ve sevgiyle değil, ödenen parayla ölçülüyor. Post-hümanist düşünürlerin vurguladığı gibi, insan merkezli dünyamızda diğer türlerle olan ilişkimiz bile piyasa mantığıyla yeniden şekilleniyor.
Kapitalizm doğayı ve canlıları metalaştırırken, onları korumaya çalışmak bile tüketime dönüşüyor. “Daha iyi mama”, “daha parlak tüy”, “daha 'doğal' ürün” kalıpları da sistemin hayvan sevgisini yeniden pazarlamasının başka bir yolu. Böylece bakım vermek bir sevgi eylemi olmaktan çıkıp paramızla sergileyebileceğimiz bir performansa dönüşüyor. Kedinin mama kabı yeterince estetik değilse, süslü bir yatağı yoksa, tırmalama tahtası salonuna yakışmıyorsa, kısacası mamasını altından bir kaşıkla vermediysen, içten içe suçluluk hissediyorsun. Bu anlamsız ama gerçek, sistem seni hem “en iyi” hayvan bakıcısı olmaya zorluyor hem de bu unvanı korumak için sürekli harcama yapmaya. Bu suçluluk hissi de tıpkı diğer tüketim döngüleri gibi kapitalist sisteme hizmet ediyor.

Tüm bunların yanında, hayvan ticaretinin kendisi de bu düzenin en karanlık uzantılarından biri. Cins kedi ve köpekler, insanların “saf ırk” arzusuna göre üretiliyor. Genetik olarak sürekli acı çeken, nefes almakta zorlanan, kalıtsal hastalıklarla doğan canlılar bu şekilde ortaya çıkıyor. Bu canlılar, sevgi ve tatlılık nesnesi olarak pazarlanıyor. Sokakta, barınaklarda ise binlerce hayvan, “satılabilir” olmadıkları için görmezden gelinip acı çekiyor. Barınaktan bir hayvan sahiplenmek, yalnızca bir cana yuva açmak demek değil; sistemin canlıları meta haline getiren yapısına karşı etik ve duyarlı bir duruş sergilemek de demektir.

Bazen unutsak da: Evcil dostumuz için en pahalısını veya en yenisini almak zorunda olmadığımızı hatırlamalıyız. Evcil dostunuz evdeki bir tabaktan da mama ve suyunu içebilir; bunun pati desenli olup olmaması onun için önemli olmaz. Dört katlı tırmalama tahtaları, özel yataklar ve pahalı oyuncaklara gerek yoktur çünkü onlar özel bir yatağı değil de bir karton kolinin içine kıvrılıp uyumayı, pahalı oyuncaklar yerine buruşturduğunuz bir kağıtla saatlerce oynamayı tercih ederler.
Onlar için sevgi, satın aldığınız nesnelerde değil, birlikte geçirdiğiniz zamanda, dokunuşta ve bir battaniyeyi paylaşmakta gizlidir. Bu nedenle kendimizi bu düzene kaptırıp sevgimizi tüketime dönüştürmeyelim; onların anlayışı para değil, sevgidir. Asıl önemli olan birlikte var olabilmektir.
Kapitalizm ve Evcil Hayvanlar Hakkında Hap Bilgiler:
Türkiye’de hanelerin %14’ü en az bir kedi veya köpek beslerken, Avrupa’da bu oran en yüksek %48 ile Romanya’dadır.
Türkiye’deki evcil hayvan nüfusunun yaklaşık %77’si kedilerden, %23’ü köpeklerden oluşmaktadır.
Türkiye’de veterinerlik hizmetlerinin fiyatı 2022’den 2024’e %118,8 artmıştır.




Yorumlar