Ara Güler: Bir Şehri Ölümsüzleştiren Deklanşör
- Egehan Bağdat

- 20 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Bir fotoğraf makinesinin, koca bir şehrin hafızası olabileceği aklınıza gelir mi? Ya da bir deklanşör sesinin, İstanbul'un tüm gürültüsünü, tarihini ve ruhunu tek bir kareye sığdırabileceği? Bir adam düşünün ki deklanşörüne her bastığında sadece bir anı değil, koca bir tarihi donduruyor; Picasso'dan Dalí'ye, İstanbul'un ara sokaklarındaki balıkçılardan Aşık Veysel'e kadar herkesin hikayesini tek bir kareye sığdırıyor. Peki, kendini "fotoğraf sanatçısı" olarak değil de mütevazi olark "foto muhabiri" olarak tanıtan Ara Güler kimdi ve İstanbul'u dünyaya nasıl anlattı?

"İstanbul'un Gözü" lakabıyla tanınan Ara Güler, Türkiye'nin uluslararası alanda en çok tanınan foto muhabiridir. Güler, 1928'de İstanbul'da doğdu ve kariyerine 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde başladı. Onun için fotoğraf bir sanat dalı değil, bir tanıklıktı. "Ben fotoğrafçı değilim, foto muhabiriyim" derdi. “Fotoğrafçı bomba patlar kaçar. Ama gazeteci peşinden gider, olayı yakalamaya çalışır," diyerek mesleğinin gerçeği kaydetmek olduğunu vurguladı. Onun felsefesine göre fotoğraf, tarihi dondurmalı ve gerçeği olduğu gibi kaydetmeliydi. Bu bakış açısı, onu dünyanın en önemli fotoğraf ajanslarından biri olan Magnum Photos'a kadar taşıdı.
Güler, Time-Life, Paris Match ve Stern gibi uluslararası dev dergilerin foto muhabirliğini yaptı. Objektifi sadece İstanbul'un ara sokaklarını, balıkçılarını ya da eski vapurlarını görmedi; aynı zamanda dünyanın en önemli isimlerini de yakaladı. Winston Churchill, Salvador Dalí ve Bertrand Russell gibi isimleri fotoğrafladı. Ancak en bilinen anısı, fotoğraf çektirmekten nefret eden Pablo Picasso ile yaşadığıdır. Güler, inadı ve cesareti sayesinde Picasso'nun efsanevi karelerini çekti. Hatta Picasso ona "Sen ressam Cézanne'a benziyorsun," diyerek kendi portresini çizmiştir. Güler bu olayı, "Türkiye'deki tek orijinal Picasso benim evimde," diyerek anlatırdı.
Fakat Ara Güler'i "Ara Güler" yapan, onun İstanbul sevdasıydı. Objektifiyle sadece insanları veya binaları değil, bir şehrin yaşayan ruhunu yakaladı. Çektiği siyah-beyaz kareler, estetik birer fotoğraf olmanın ötesinde, kaybolan bir zamanın ve şehrin sosyolojik birer belgesidir. Bu fotoğraflar; kaybolan meslekleri, eski vapurları, Galata Köprüsü'nün altından geçen balıkçıları ve eski İstanbul'un insan manzaralarını ölümsüzleştirdi. O, bir şehrin tüm hafızasını tek başına omuzlayan adamdı; bugün onun mirası sayesinde, şehrin o "hüzünlü" ama bir o kadar da yaşayan ruhuna tanıklık edebiliyoruz.
Ara Güler hakkında birkaç Hap Bilgi;
1961'de, Birleşik Krallık'ta yayınlanan Photography Annual tarafından "dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri" olarak seçildi.
Aydın'daki Aphrodisias antik kentinin fotoğraflarını çekerek bu tarihi harabenin dünyaya tanıtılmasını ve restore edilmesini sağladı.
Felçli olduğu bir dönemde Charlie Chaplin'i fotoğraflama şansı bulmuş, ancak "Onu o halde çekmek bana yakışmazdı," diyerek bu fırsatı reddetmiştir.
Ünlü sözü: "Ben yazarları çekmeseydim, Türk edebiyatı suratsız kalacaktı." Gerçekten de Aşık Veysel'den Orhan Kemal'e, edebiyatımızın tüm önemli simalarını fotoğrafladı.




Yorumlar