Bir Dost Bulan, Bir Hazine Bulur

“Dost” kelimesi dilimize Farsçadan geçmiş. Farsçadaki dost; arkadaş, sevgili, yar anlamlarına geliyor. Daha eski kökenlerine baktığımızda ise “sevilen, seven kimse” anlamına dayandığını görüyoruz. Belki de dost kelimesinin anlamını en güzel açıklayan şey tam olarak bu: Sevmek ve sevilmek.
Dostluk, her şeye birlikte gülüp ağlayabilmek ve ne olursa olsun bir şekilde o durumdan çıkabilmektir. Hayatta bazı dostluklar vardır; sizi alır, götürür ve kendi potansiyelinizin bile üzerine çıkmanızı sağlar. Bazen sizi dipsiz bir kuyudan çıkarır, bazen de farkında olmadan sizi o kuyuya kendi elleriyle bırakır.
Yine de dost dediğiniz insan, hayatınızda öyle bir yere sahiptir ki onu yalnızca arkadaş olarak görmezsiniz. Kardeşinizdir, ailenizdir. Hüznünüzde, sevincinizde, heyecanınızda, hatta bazen hiçbir şey olmamışken bile aramak istediğiniz kişidir.
Çünkü dostluk biraz da şu sorunun cevabıdır:
“Bir şey olduğunda ilk kimi ararım?”
Bütün bunların temelinde başka bir şey vardır: güven.
Güvenmek nedir? Kollarını açıp arkanı dönerek kendini birine bırakmaktır. “Ben düşersem beni tutar mısın?” diye düşünmeden kendini bırakabilmektir.
Dost, kalbinizi bilen kişidir. Bazen siz söylemeden ne hissettiğinizi anlar. Size söylediği şey hoşunuza gitmese bile, bunu sizin iyiliğiniz için söylediğini bilirsiniz.
Sizi koşulsuz, yargılamadan ve olduğunuz kişiyle kabul eder. Sizi değiştirmeye çalışmadan sever.

İlber Ortaylı’ya “Dostluk nedir?” diye sorulduğunda Cicero’ya atıfla çok kısa ama güçlü bir cevap veriyor: “Dostluk ebedidir. Çok nadirdir, ebedidir.”
Belki de gerçek dostluğun kıymeti tam olarak burada yatıyor.
Hayatımıza birçok insan girip çıkıyor ama dost diyebildiğimiz insanların sayısı çoğu zaman bir elin parmaklarını geçmiyor.
İtalyancada ise çok güzel bir atasözü vardır:
“Chi trova un amico trova un tesoro.”
Yani: “Bir dost bulan, bir hazine bulur.”
Dostluğun neden bu kadar değerli olduğunu anlatmak için bundan daha güzel bir söz bulmak zor.
Madem dostluk bu kadar değerli, o zaman kıymetini bilmek gerekir.
Elbette tartışmalar olur. Kavgalar olur. Kırgınlıklar yaşanır. Bazen birbirimize kızar, bazen birbirimizden uzaklaşırız.
Ama gerçek dostluk bana hep bir çınar ağacını hatırlatır.
Kökleri derindedir.
Birlikte yaşanmış yıllar, anlatılmış sırlar, edilen kavgalar, atılan kahkahalar ve yalnızca iki kişinin anlamını bildiği yüzlerce küçük anı vardır.
Rüzgârlar eser.Yağmurlar yağar.Mevsimler değişir.
Yaprakları dökülür, dalları zarar görür, hatta bazen ağaç yıpranır.
Ama kökleri sağlam olduğu sürece ayakta kalmaya devam eder.
Dostluk da böyledir.
Zaman onu yıpratabilir. Hayat insanları farklı yönlere savurabilir. Mesafeler girebilir. Bazı şeyler eskisi gibi olmayabilir. Gerçek dostluğun kökleri derindeyse, yaşanan onca şeyin ve paylaşılan onca anının ardından kolay kolay yıkılmaz.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza yalnızca arkadaş olarak girmez.
Bize kardeş olurlar. Aile olurlar. Bazen kendimizden bile bir parça olurlar.
Ve insan yıllar sonra dönüp hayatına baktığında ne kadar para kazandığını, kaç yere gittiğini ya da kaç şeye sahip olduğunu unutabilir.
Ama en zor gününde yanında kimin olduğunu kolay kolay unutmaz.
Belki de bu yüzden insanın gerçek bir dosta sahip olması, bu dünyadaki en büyük hazinelerden biridir.
Dostluk Hakkında Hap Bilgiler
Robin Dunbar’ın sosyal ilişki araştırmalarına göre insanların en yakın çevresi genellikle yaklaşık 5 kişiden oluşuyor. Yani yüzlerce insan tanısak bile gerçekten yakın olduğumuz insanların sayısı oldukça sınırlı.
Yalnızlık ile fiziksel olarak yalnız olmak aynı şey değil. İnsan kalabalıklar içinde de kendini yalnız hissedebiliyor; araştırmalarda hem yalnızlık hem sosyal izolasyon farklı sağlık sonuçlarıyla ilişkilendiriliyor.




Yorumlar