8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve Türkiye Anatomisi
- Maide Topçu

- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur
1857 yılında New York’ta 40 bin kadın işçi, erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen eşit ücret alamadıkları için greve çıktı. Talepleri çok basitti:Daha adil çalışma koşulları ve eşit haklar.
Ancak bu hak arayışı trajik bir şekilde sonuçlandı. Grevden bir gün sonra aynı tekstil fabrikasında çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti.
Bugün 8 Mart, yalnızca bir anma günü değil; aynı zamanda eşitlik, adalet ve insan onuru için verilen mücadelenin sembolüdür.

Aradan yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen kadınların yaşadığı eşitsizlikler ve şiddet hâlâ dünyanın birçok yerinde devam ediyor.
Kadınlar yalnızca iş hayatında değil, günlük yaşamın her alanında ayrımcılıkla karşı karşıya kalabiliyor. Evlerinde, sokakta, iş yerlerinde…
Psikolojik şiddet, fiziksel şiddet, taciz ve cinayetler…Şiddeti uygulayanlar değişiyor; fakat çoğu zaman mağdur olan yine kadınlar oluyor.
Bir kadın minibüste tecavüze uğruyor ve ardından parmakları kesiliyor.Bir kadın boşanmak istediği için kendi çocuğunun gözleri önünde öldürülüyor.Bir kadın iş yerinde tacize karşı çıktığı için hayatını kaybediyor.
Ve bunlar yalnızca medyada gördüklerimiz…
Ya görmediklerimiz, duymadıklarımız?
Türkiye’de son iki yılın kadın cinayeti verileri
(Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verileri)
• 2024 yılında en az 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü.• Aynı yıl 259 kadın şüpheli ölüm olarak kaydedildi.• 2025 yılında en az 294 kadın cinayete kurban gitti ve 297 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
Bu sayılar yalnızca istatistik değildir.Her biri bir hayatı, bir aileyi, bir hikâyeyi temsil eder.
Kadın örgütleri; koruma mekanizmalarının yetersizliği, caydırıcı yaptırımların eksikliği ve cezasızlık algısının bu şiddeti artırdığına dikkat çekmektedir.
Bir devletin en temel görevlerinden biri vatandaşının can güvenliğini sağlamaktır.Hiçbir kadın; ne giydiği, nerede bulunduğu ya da hangi saatte dışarıda olduğu sorgulanarak şiddete maruz bırakılmamalıdır.
Ancak mesele sadece bugünün sorunu değildir. Kadına bakış, aslında bir toplumun medeniyet anlayışını gösterir.
Türk tarihinde kadının toplumsal konumu incelendiğinde farklı bir medeniyet perspektifi görülür. Orta Asya Türk toplumlarında kadınlar devlet yönetiminde söz sahibi olmuş, hakanla birlikte siyasi ve sosyal hayatta aktif roller üstlenmiştir.
Türk töresinde kadının onuru, toplumun onuruyla eş tutulmuştur.Kadına yönelik şiddet ve aşağılayıcı davranışlar töreye aykırı kabul edilmiştir.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte bu tarihsel miras modern hukuk sistemi içinde yeniden güç kazanmıştır.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının birçok Batı ülkesinden önce tanınması,Medeni Kanun ile hukuki eşitliğin sağlanması ve eğitim alanında kadınların önünün açılması, Türk modernleşmesinin toplumsal ve ahlaki temeller üzerine kurulduğunu göstermektedir.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Dünya yüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir.”
Türk toplumunda kadın; değer görür, saygı görür ve toplumun temel direği olarak kabul edilir. Bu nedenle kadına yönelik şiddetin, cinayetlerin ve her türlü aşağılayıcı davranışın karşısında çok daha caydırıcı ve güçlü yaptırımların uygulanması gerekmektedir.
Bugün vesilesi ile başta şehitlerimizin ve gazilerimizin anneleri ile eşleri olmak üzere dünyayı sevgi ile dolduran tüm kadınlarımızın daha adil ve daha eşit bir dünya dileğiyle Dünya Kadınlar Gününü kutluyoruz.
“Yüce Türk kadını yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlarda taşınmaya layıktır.”
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü İle İlgili Hap Bilgiler
8 Mart’ın kökeni ABD’deki işçi hareketlerine dayansa da, ilk resmi Kadınlar Günü kutlaması 1911’de Almanya, Avusturya, Danimarka ve İsviçre’de yapıldı.
Zorlu koşullarda yetişmesi ve baharın başlangıcı temsil etmesi sebebiyle Kadınlar Gününün sembolü mimoza çiçeğidir.




Yorumlar